Vaveyla
Vaveyla

Vaveylâ III

(çığlık)

– “Ve insanoğlunun doğasında vardı. Sırf kendi mutluluğu için başka insanların mutluluklarını mahvetmek…”

Bazı zamanlar kahramanımıza öyle bir şey oluyordu ki, içinde bulunduğu ruh hali tam anlamıyla olgunlaşmış, istediği/hayal ettiği karaktere bürünmüş veya istediğine çok daha yakın bir güçte oluyordu. Bu olgunluğu bazen günler sürse de kimi zaman dakikalar da sürebiliyordu… Bugünse evden –her zamanki gibi-  aklında soru işaretleriyle birlikte çıkmıştı fakat bu sefer farklı olan, soruların kendisine ait olmayışıydı. Bu sorular, arkadaşı Şule’ye aitti ve onun yanına gidiyordu. Arkadaşı kahramanımızı yanına çağırmış ve zor durumda olduğunu, onun fikirlerinden yararlanmak istediğini söylemişti. Şule güzel, alımlı ve zeki ama duygularına hâkim olamayan tecrübesiz ve toy bir kızdı. Bu yüzden hataya meyilli biriydi, hatta çok büyük hatalara… İşte tam bu yüzden çağırıyordu arkadaşını. Çok sevdiğinden mi çağırıyordu kahramanımızı(?) Hayır, bunun altında yatan sebep fazla samimi olmasalar da karakterimizin, insanlara zor zamanlarında yanında olan ve yardım eden bir yapısı olmasıydı. Tabii her ne kadar terzi kendi söküğünü dikemese de başkalarının söküğünü gayet iyi dikebiliyordu. O yüzden insanlar onu mutlu zamanlarında değil de zor zamanlarında yanlarında görmek isterlerdi, gerçi o da mutlu olmayı pek beceremezdi ya.

Kahramanımız, arkadaşının evine gelmiş ve zili çalmıştı. Şule, arkadaşını hiç bekletmeden kapıyı açıp öylesine -sımsıkı- sarılmıştı ki bu, onun ne kadar zor durumda olduğunun göstergesiydi. Şule karakterimizin önüne yemeği servis eder etmez, sorunlarını anlatmaya başlamıştı. Kahramanımız hem bir şeyler atıştırmaya çalışıyor hem de bir yandan arkadaşını dinlemeye çalışıyordu. Şule ilk başta utanarak daha sonrada söylediklerine kendisi de alışmış olacak ki cümlelerine hararetli bir şekilde devam ediyordu, aslında öyle bir ruh halindeydi ki artık gururunu bir kenara bırakmış, onurunu hiçe sayacak sözler sarf etmeye başlamıştı…

Sözde “Aşktan” bahsediyordu ama bu aşk değildi. Bilakis yaptığı/yapacağı hataları aşk ile maskelemeye çalışıyordu. –Aslında insanoğlunun doğasında yok mudur, yaptığı hataları başka ifadelerle maskelemek? Kendine bile söyleyemediği/kabullendiremediği şeyleri, başka kelimelerle saklamak gibi-

Bir adama(?) âşık olduğunu söylüyordu ama bu kişi gayet çirkin, eğitim-kültür seviyesi düşük ve en önemlisi de evli birisiydi(!) Kahramanımız, Şule’nin anlattıklarını şaşkınlıkla dinliyor ve akabinde kız arkadaşının söylemleri devam ettikçe daha da sersemleşiyordu. Şule, 1 yıldan fazla bu adamı sevdiğini ve onun için yanıp tutuştuğunu söylese de kahramanımız hemen karşılık olarak; âşık olduğu kişinin ailesi olduğunu evli bir kişiyle aşk yaşamanın etik bir hareket olmadığının altını çizmişti. Şule ise hiç aldırış etmeden,  âşık olduğu adamın bırakın boşanmasını, ona bile gerek kalmadan gerekirse ikinci kadınlığa razı olacağını söylemişti… Artık anlatılanlardan o kadar kötüye gidiyor ve mide bulandırıcı bir hal alıyordu ki kahramanımız istifra edecek gibi oldu ama belli etmedi. Yemeklerden değildi bu bulantı, insanlık dokunmuştu ona, anlatılanlara, yapılanlara veya yapılmak istenilenleri midesi kaldırmıyordu… Her ne kadar içi alev alev sinirden tutuşsa da kahramanımızın en iyi özelliklerinden bir tanesi de karşı tarafa duygularını istediği zaman belli etmeyişiydi. Ve en sonunda, konuşma sırası kahramanımıza gelmişti…

Sakin ve olgunlukla başladı cümlelerine:

—Gencecik bir kız olduğunun farkında mısın? Aynanın karşısına geçip de kendine hiç baktın mı, ne kadar da güzel olduğunu görmüyor musun? Ama sen bu güzelliğinin yanına hiçte etik olmayan hareketler yapıyorsun. Evliliği hala devam etmekte olan, sorunlarla boğuşan ve bununla birlikte kıyasıya yıpranmış, yorulmuş bir adamın yükünü omuzlarına almaya kalkıyorsun. Soruyorum sana; senin bu anlattıklarını aklın alıyor mu? Yahu! Senin cebinde 0 kilometre araba alacak paran varken sen gidip de ikinci el araba almaya kalkıyorsun!? Bak, eğer bir erkek bir kızdan ayrılıyorsa erkekte de sorun var demektir. –İstisnalar kaideyi bozmaz.- Bu iki türlü sorun oluşturur: 1- Eğer, evlendiği kadın iyi biri değilse, evlenmeden önce kadının iyi biri olup, olmadığını neden anlayamamış? Yeterince tanıyamadıysa neden evlenmiş? Demek ki sezgileri yanlış, eğer böyle biriyse bu kişi, baba olabilecek vasıfta değildir. 2. Olarak eğer kadın iyiyse ve erkek bu ilişkiyi yürütemediyse demek ki yine erkekte sorun var demektir. Bak Şule, sen de, ben de ve herkes ama herkes biraz da çocuk gibi ister karşısındakini, anlıyor musun, çocuk gibi? İnsan yaşı ilerledikçe yoruluyor, o eski masumiyetini ve heyecanını kaybediyor. Ve sen, sen de çocuk gibisin. Neden ruh eşini aramak varken ruh öküzüne yöneliyorsun… Kusura bakma ama insan dediğinde azıcık onur, gurur olur değil mi? Sevdicek olmak varken, kuma gitmek de ne demek, hem de kendi isteğinle… Bir de üstüne yuva yıkacaksın? Of! Burası çok sıcak olmaya başladı, biraz camı açabilir misin? Şimdi senin bu hissettiğin yani bana bu anlattığın şey aşk mı? Hayır, aşk bu değil. Aşk, bir insanı hayat merkezin yapmakla, ona karşı çok yoğun hissetmek arasında fark vardır. Evet, Aşkta gurur olmaz. Ama onur yaşadıkça vardır, var olmalıdır. Bir insan onurunu kaybettikten sonra âşık olması bir şey ifade etmez. Bu zaten aşk olmaz. Evet, onurlu insanlar sevebilirler, hatta en iyi onlar severler. Uzaktan, habersizce, o mutlu oldukça mutlu olurlar, gerekirse ciğerlerine taş basarlar ama kendilerini kaybetmezler… Bu aşk değil, bilakis bencillik! Ve bu insanoğlunun doğasında var; Kendi mutluluğu için başka insanların mutluluklarını mahvetmek… Hatta kötü insanlar kimdir bilir misin? Sırf kendileri mutsuz diye etrafındakilerini de üzen insanlardır. Sizler, sonrasını düşünmeden rüyadaymış gibi yaşıyorsunuz ve  –güya güvenilir- iki çift sözün güzelliğine kanıyorsunuz, ta ki kapı önüne koyulasıya kadar…

Kahramanımız konuşmasını bitirdikten sonra bir hışımla evden çıkmıştı. Çünkü sinirden deliye dönmüş ve etrafına zarar vermekten korkuyordu ve içinden şöyle söylendi, “Kafada bitiyor ama kafa da bitiyor” dedi. Sonra (o) iç sesi bir anda çıkıverdi ve kutsal sözcükleri söyledi: “Sen n’ yap biliyon mu? Kızı salla ama çayı demle” demesiyle birlikte kahramanımızı bir anda sokak ortasında bir kahkaha tuttu ki görmeniz lazım. İnsanların kimisi şaşkınlık içinde ona bakıyor kimisi de gülüyordu ve o her zamanki gibi insanlara aldırış etmeden gülümsemesine devam ediyordu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here