Okumaya yeni başladığım, “OSMANLI’YA ATILAN İFTİRALAR” kitabında harem hakkında enteresan bilgilere rast gelmemle beraber sizlerle paylaşmak istedim.

-Keyifli okumalar.

Hitap gücü oldukça iyi, insanları etkileme konusunda uzman bir adam konuşuyor:

– Harem; padişahların cariyelerini kapattığı bölüm, arada bir buraya girer eğlenirlerdi, bu yüzden bir nevi eğlence mekânı da diyebiliriz. Harem’de; süslü püslü odalar, şatafatlı hamamlar, göz kamaştırıcı koridorlar ve bir insana Dünya hayatını unutturacak kadar büyüleyici, havuzlu bahçeler bulunmaktadır. Duvarlarında aşk şiirleri bulunan bu odalarda ve koridorlarda, bir zamanlar hanım sultanlar devleti idare ederlerdi. Koca padişahlar bu hanımların sözlerinden çıkmaz, ne derlerse uyarlardı. Devletin gerilemesinin sebeplerinden biri de buydu… Bu sözlerin üzerine başka biri dayanamayıp soruyor:

– Peki, siz hiç Harem’e girdiniz mi? Adam cevap veriyor:

– Hayır, sadece duyduklarımı, okuduklarımı anlatıyorum…

Bu iddiaların bazen bir kısmını, bazen çok daha fazlasını hepimiz, muhakkak bir yerlerden işittik. Harem’e hayatında bir kez dahi girmeyen insanların Harem hakkında ahkâm kestiklerini gördük. Hiç yaşanmamış hikâyelerin, dizi filmlerle gerçek gibi yansıtıldığına inancımıza ve kültürümüze tamamen ters, iftiralarla süslenmiş romanların çok sattığına da şahit olduk. Harem ne demek? Harem’de yaşantı nasıldı? Harem’de kimler yaşardı? Bu soruların yanıtlarını bilmeyenler, ne yazık iftiracıların kurbanı oluyorlar.

1960’lı yıllarda Harem’de restorasyon çalışmaları yapıldı, burada görev yapan Yüksek Mimar “Mualla Anhegger” (Kendisi bir Fransız Tarihçisi olan Anhegger ile evlidir) “Topkapı Sarayı’nda Padişah isimli kitabında, Harem konusunda hepimiz için bir ders niteliğinde olan şu satırları yazıyor:

“Haremin Avrupalıların yazıp çizdiği ile hiçbir alakasının olmadığını fark ettim. Harem padişahın dilediği kadınla yatması için düzenlenmiş bir kurum değil. Mimarisi bile buna göre düzenlenmemiştir. Padişahın cariyeleri görebilmesi ve aralarından birini seçebilmesi mümkün değil. Kapılar daireler ve geçişler buna göre planlanmamış. Cariyeler yirmi beş kişilik koğuşlarda yatıyor; üst katta yatan kalfaların sıkı denetimi söz konusu… Padişahın kalkıp cariyeler bölümüne geçmesi için kuş olup uçması lazım! Harem bir üniversite gibi düşünülmüş cariyeler ise öğrenci. Zaten cariyelerin yaşadığı bölümün kapısında “Allah’ım bize de hayırlı kapılar aç” yazıyor ve bu yazı doğrultusunda çoğu padişah tarafından çeyizleri verilip evlendirilmiş. Çünkü cariye köle değil, cinsel köle hiç değil bence doğru deyim cariyenin padişahın evlatlığı olduğudur. Ve gerçekten de evlatlık gibi hoş tutulup iyi eğittikleri anlaşılıyor. Haremin mimarisi düzenlenirken burada yaşayan herkesin bir dakika bile boş kalmaması hedeflenmiş olmalı. Harem; sanki askeri bir teşkilat. Bu askeri teşkilat düşüncesini haremi restore ederken sık sık fark ettim. Haremdekiler son derece iyi yetişmiş terbiye edilmiş zeki ve yetenekli kimseler. Yalnızca güzel değil aynı zamanda zeki de olanlar devlet kademelerinde yükselmek istiyorlar. Bunda şaşılacak ya da ayıplanacak bir yön göremiyorum. Kendilerine güvenen erkekler gibi haremin kadınları da şanslarını sonuna kadar zorluyorlar. Sanılanın aksine yükselmek için dünya güzeli olmaya gerek yok. Kendisine verilen eğitimi en iyi özümsemiş olan güzel yazan güzel konuşan bu yarışa avantajlı başlıyor…”20

Harem Arapça bir kelime olup, “Girilmesi yasak olan yer, korunan yer” manasına gelir. Ön yargılı insanlar Harem’i sanki bir tek Osmanlı Devleti’nde varmış gibi gösterirler. Halbuki dünyanın birçok ülkesinde isimleri farklı olsa da aynı uygulamalar mevcuttur. Osmanlı’dan önce ise örneğin; Abbasiler, Selçuklular ve Memlüklüler’de de görülen bir uygulamaydı.

Müslüman insanların evlerinde iki bölüm olur; haremlik ve selamlık. Harem kısmı; evde, kadınlara ayrılan, küçük çocukların da çoğu zaman vakitlerini geçirdikleri, yabancı insanlara kapalı olan yerdir. Sarayda ise; Osmanlı Sultanının annesi, kız kardeşleri, hanımlarının hayatlarını sürdürdükleri ve devşirilen bekâr genç kızların, eğitim aldıkları okulun da içerisinde bulunduğu geniş bir alandan ibaretti.

Harem hakkında yazılan ve çizilenlerin hayal ürünü oldukları apaçık ortada. Dışarıdan birinin girmesi yasak olan böyle bir mekan için; atılmadık iftira, söylenmedik kötü söz bırakmadılar. Bakın bir yazar bu konuda neler söylüyor:

“Doktorlardan başka hiç bir erkek hareme ayak basamaz. Onlar bile Padişahın özel izni ile ve harem ağalarının eşliğinde girerler. Hasta kadın ve çevresindekiler, uzun şallara bürünürler. Doktor nabzına bakmak isterse, hastanın bileği bir tülle örtülür; dilini veya gözlerini görmek istiyorsa, yüzün kalan kısımları tamamıyle örtük olmak şartıyla gösterebilir. Kızlarağası bile haremdeki kadınlardan birine dikkatlice bakamaz.” 

Şimdi, kendi evimizi bir düşünelim. Günümüzde yabancı insanları yatak odanıza davet edip, orada sohbet eder misiniz? Ya da eşinizin iş arkadaşlarını? Tabii içeriye almazsınız. Çünkü orası sizin özeliniz, hareminizdir. Topkapı Sarayına da birçok seyyah girip çıkmış, elçiler ziyaretlerde bulunmuşlar, pek tabii kendilerine gösterilen iç mekânları da gezmişlerdi. Fakat Müslüman veya gayrimüslim hiçbir erkek kurallar gereği Hareme adımını atamadı. Yabancı ressamlar tarafından çizilen tablolara bakıldığında kendi kültürlerine daha yakın, bize bir o kadar uzak tasvirlerin sebebi de budur. İçeriye hiç adım atamadıkları için hayal güçlerini zorladılar, ne yapacaklarını bulamayınca da kendi saraylarında yaşanılan içki âlemleri ve çıplaklıkları bizim kıyafetlerimizle çizdiler ve insanlara Harem adı altında sundular. Kötü niyetli insanlarda bu tabloları kaynak göstererek Harem’i kötülediler ve ısrarla bu yanlışları savundular. Bozacının şahidi şıracı hesabı, gün geçtikçe sayısı artan bu insanlar, geçmişten gelen Osmanlı düşmanlığını ancak bu şekilde devam ettirmekteler.

Peki, bu yalan ve iftira kampanyalarının karşısında bizlere düşen görev nedir? Bize düşen görev; kendi kaynaklarımıza sahip çıkmak, yeterince okumak ve imkân varsa yerinde görmek, o duvarlara, o kapılara dokunabilmek, duvarlardaki ayet ve hadisleri okumaktır.

NOT: kitabı temin etmek isterseniz aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.kitapyurdu.com/kitap/osmanliya-atilan-iftiralar/428356.html&filter_name=serhat%20arvas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here