Geçen günlerde internette gezinirken, X kişisinin dinler hakkında kutuplayıcı ve bir o kadar da altı boş eleştirisine şahit oldum.

Bazen, hatta çoğu zaman düşünmeden edemiyorum. “Sahi, ne olacak bu ülkenin hali?” diye.

Hani derler ya, “Barut icat oldu mertlik bozuldu.” diye. Sözüm onlara bu cümleyi sosyal medyanın gelmesiyle birlikte her aklına gelen düşünceyi doğru sanıp paylaşan, yahut iki kitap okuyup kendini aristoteles sanan kişileredir.

Bir söz vardı, “oku, oku da ne okursan oku.” diye, ben de diyorum ki, okumayın. Çünkü sosyal medyanın gelmesiyle nasıl ki fuzulî paylaşımlar çoğaldıysa, gelişen teknolojiyle birlikte kitap basımının kolaylaşması da zararlı kitapları beraberinde getirdi.

Eskiden İslam medeniyeti olarak çok kaliteli işlere imza atıyorduk, öyle ki Hıristiyanlığın “Karanlık Çağ” olarak adlandırdığı 12. yy da dahi bizler, 9.yy’da Aristoteles’in İsogoçi vb. kitapları çevirerek, Hıristiyanlığın karanlık çağından kurtulmasına daha o zamanlar dolaylı yoldan yardımcı olmuştuk.

Fakat şu an günümüze gelindiğinde adeta kendi benliğimizin, bilgimizin ve kültürümüzün dışına çıkarak özümüzde olanı sanki çok, çok kötü bir şeymiş gibi unutmaya çalıştık. Ve öyle bir zaman geldiki kendimizi unutmak için başkalarını taklit etmeye başladık.

Şu an günümüzde Hıristiyanlık çok kalmasada, Hıristiyan gözüken avrupanın dini, aşırı bilimcilik ve materyalizmdir. Bu durum avrupa için uygun görülebilir. Çünkü M.Ö Atina’da Doğa felsefesiyle başlayan Materyalistik düşüncesi ile birlikte akabinde Hıristiyanlık dininin tahribata uğramasıyla gerçekleşen skolastik felsefenin doğurdu sonuç, bugünün avrupasını yansıtmaktadır.

Kutsal kitaplarımızdan incil tahribata uğrayıp beşeri müdahalelere maruz kaldığından beri, düşünen avrupa’nın hakikat arayışını tabiki de değiştirilmiş bir incilden cevap vermesini bekleyemezdik.

Fakat, çuvaldızı onlara iğneyi de kendimize batıracak olursak, biz de ne zaman onlara savaş vb. durumlarda yenildiysek işte o zaman onların hegemonyası altına girdik. Meşhur filozof İbn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak basar; “mağlupların galipleri taklit etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır.” (bk. İbn Haldun, Mukaddime, I/374-375.)

Peki, ne olacak bu tüysüz tavuğun hali?

Öncelikle bir milletin kendi tarihini objektif olarak bilmesi, her gördüğüne inanmayıp, her okuduğuna da şaşırmamalıdır. Misal verecek olursak, tarihte X kişisi şöyleymiş böyleymiş vs. gibi söylemler atfetmek öncelikle bir insana, sonra da bir müslümana yakışmaz. Kendi medeniyetimizin güzelliğini bilmeden onu yaşamadan nasıl olurda başkasına anlatmayı, anlatsak bile karşı tarafa tesir etmesini bekleyebiliriz? Anlattığını yaşamadan hiç olur mu?…