“Kitaplar, huzurum”, bilmem belki kaç defa daha dile getireceğim bu sözü, her yeni yazıya başladığımda her kalemi elime alışımda o kadar çok şey anlatmak istiyorum ki, anlatamıyorum. Biriktirip geliyorum arka bahçeme, söyleyeceklerim bittiğinde de ne gönlümde ne de aklımdaki hiçbir şeyi sığdıramıyorum. Sanki bu bahçe bana yetmiyor, bu bahçeye ait değilmişim gibi hissediyorum.

Naralar savurmak istiyorum etrafa; “kalp kırmayın” diye. Şovanist hareketleriniz yüzünden köle oldunuz insanlara, birbirinize tapar oldunuz, lakin mabediniz yok. Giyotin mahkemelerinizi kurdunuz, idam ediyorsunuz, kendinizi.

21.yy dayız fakat skolastik düşüncede yaşıyorsunuz. Eskiden bir tane firavun vardı şimdilerde firavunlar çoğaldı. Beşeriyet hangi birisine secde edeceğini şaşırdı. İlk firavun, yattığı yerden gülüyordu mahlukata, eskiden kendi tapınağını inşaa ettirmek için kırbaçladığı, zorbalık yaptığı ve katl ettirdiği mazlumların torunları şimdilerde kendilerini put ilan edenlere ibadet etmek için, tapınaklarını meccanen yapmak için, birbirleriyle yarışıyorlardı.

Söyleyeceklerim bitmedi;

Rapçilerden birine sormuşlar ,”neden sözleriniz bu kadar uzun?”,

Rapçi cevap vermiş, “dünyanın derdi dört mısraya sığmayacak kadar büyük demiş.”

Lakin ben sevemedim ritimli uzun sözleri kafiye tutturucam diye çarpık cümleleri, varsa diline sahip çıkacak bir efendi, yazsın o zaman kendi melodisi olan sözleri.

-Bâkî ne güzel de beyan etmiş hayat hakkındaki düşüncelerini:

“Bâkî kalan bu kubbede bir hoş seda imiş.”

Vesselam,