Zaman
Zaman

Uygarlığın en ileri adımı, boş zamanı bilinçli olarak doldurabilmektir.

 Arnold Toynbee

 

Sosyal medyada gezinirken nadir de olsa kaliteli profillere rastlıyorum, o kadar güzel paylaşımlar yapıyorlar ki, adeta kendi çapında marka olmuşlar. Takipçi sayıları 100, 200 ya da 300 olmasına rağmen, bulunmaz Hint kumaşı gibiler. Hissettiklerini paylaşırlarken bile cümlelerinde ki kaliteyi görebiliyorsunuz. Kaliteden bahsetmişken, benim için kalitenin anlamı; kendine özgü olabilmek. Yani, ”Gazoz olma efsane ol.” sözü gibi de diyebiliriz. Kimisi spor yapıp, aynı zamanda entel bir kişiliğe sahip olmak istiyor. Hakkında kısmına  “Vücut geliştirme” yazarak biçimsiz kaslarını göstererek değil. Ondan ziyade kitap okuyor, çevresindeki insanlarla mütevazi fotoğraflar çektirip, taklit peşinde değil de kendine özgü kişiliğini ifade etmenin peşinde. Kimisi üniversitenin hakkını vererek bilimle uğraşıyor. Kimisi de geleceğe ışık tutacak eleştirileri ve çalışmalarıyla etrafını bilinçlendirmeye çalışıyor. Peki, ya kaç kişiler? –Azın da azı.

-İyi güzel -de!-

Sosyal medya hesaplarında fenomen olan insanları ise bir türlü anlayamıyorum. Ünlü olsun veya YouTuber olsunlar benim için çoğu insanların zamanını çalmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Bu cümlemden sonra, “beğenmiyorsan izleme kardeşim“ diyenlerinizde olacaktır. Tabii ki bende sizin dediğiniz gibi yapıyorum. İzlemiyorum, lakin izlettirmemeye de çalışıyorum. Dolu dolu bir insan olduğum için ya da diğerlerinden farklıyım diye bu insanları eleştirmiyorum. Eleştirdiğim nokta; bilgiyi arayan bir insanım, lakin çevremde çok fazla bilgi kirliliği var. bu bilgi kirliliğinin içinde de zamanını öldüren milyonlarca genç var ve bu gençlerin üzerinden de para kazanan bir kitle var. -Şaka gibi- Bu boş videoları izleyen genç arkadaşlara bugün laf söylesek bize kızarlar. Lakin bilmezler ki seneler sonra kendilerine, bizim bugün onlara kızdığımızdan çok daha fazla kızacaklar. Gerçi vakit çoktan geçmiş olacak…

Ne yapıyor bu sosyal medya fenomenleri? Güldürüyorlar mı? Başka… Başka hiçbir şey yok. Hiçlik var sadece, bu hiçliklerse küçük gözükebilir fakat gelecek nesilleri beyinlerini öldürüyor.  Sorsak hepsi vatansever ve milliyetçiler. Neresi milliyetçi? Bu zamana kadar kaç kitap okumuşlar? Hatta okuduklarından kaçını anlamışlar? Zamanın kıymetini ne kadar iyi kavrayabilmişler? Hani bir tabir vardır; “Millet Mars’a çıkıyor, bizim ki hâlâ aşna fişne peşinde” diye. Çok doğru bir söz, TV kanallarında gereksiz haberler yapılıyor. Ve biz bu haberleri günler, haftalar belki de aylar boyunca tartışıyoruz. İşte biz bu gereksiz muhabbetleri yaparken elin Amerika’sının ülke gündemi, “uzaya gönderecekleri roketin rengi ne olsun?” tartışması… Şöyle bir soruda sorabilirsiniz?  E,  onlarda da bizim gibi gündem yok mu? O zaman benim aklıma da şu soru geliyor. Onlar denize atlıyor diye bizde atlıyorsak, onlar uzaya roket gönderirken biz neredeydik? Bunun cevabı da; “ ya işte sistem, ekonomi vs. sende biliyorsun bunları” diye söyleniyor. Ben buna da karşıyım, farz edelim ki, biz şuandaki yeni nesiliz. Eğer biz çalışmazsak kendimizi hırpalamazsak, bizden sonra ki gelecek nesiller nasıl rahat edecek? Birilerinin bir adım atması gerekiyor mu? Sosyal medyalardan birbirlerine komik fotoğraflar veyahut videolar paylaşılacağına daha bilgili şeyler paylaşılsaydı daha iyi olmaz mıydı? Soruyorum sizlere?

-Müsaadenizle bir anımı paylaşmak istiyorum.

Bir akşam vakti misafirliğe gitmiştik. Ağırlandığımız evde, ev sahibinin çocuğunun elinden telefonu düşürmediğini gördüm. Ne yaptığını, neler izlediğini ve kimleri takip ettiğini sordum. İşte o akşamdan sonra gereksiz YouTuber’ların bu ülkenin üzerine külfet olduğunu anladım. Çünkü konuştuğum çocuğun hali içler açısıydı, adeta yaşayan ölü gibiydi. (bkz. Zombi) Cümle kuramıyor, adam akıllı kendini ifade etmesini dahi bilmiyordu. İşin en kötü yanı adam akıllı bir hayali bile yoktu. Neden yoktu? Hayatı neden bu kadar kolay zannediyordu? Size çok basit bir şekilde anlatayım; “Kaç tane kanala abonesin?”  dedim. “Yaklaşık 100 tane” dedi. Hepsinin en az 10’ar dakikadan video attığını düşünsek ki bunu iyimser rakam olarak söylüyorum. Normalde 20 dakikadan aşağıya olmuyor. 100*10= 1.000 dakika eder. 1.000%60= 16,6 saat ediyor. Buda yaklaşık 1 gün ediyor. Hepsi haftada bir kere video atsa zaten bu çocuğun sosyal hayatının bittiğini gösteriyor. –Niye? Çünkü videoyu izleyen çocuk sadece izleyip geçmiyor. Kumandayla kanal değiştirmek gibi değil bu Youtube, videoların altında yorumlar, forumlar, diğer sosyal medya hesapları, diğer youtuberların tartışmaları gibi vs. daldan dala atlayarak gidiyor bu sanal âlem (zaman)

—Peki, biz bu çocuğun ileriki hayatında ne verim alabiliriz? Hiç…

Tek başına sadece eğlence olarak olarak gözüken sözde -zararsız- YouTuber’ların aslında üst üste biriktiğinde bir çocuğun hayatını nasıl hapis ettiğini görebilirsiniz.

Buradan yola çıkarak bir şey söylemek istiyorum; hani bir Türk dünyaya bedeldi? Çocuklarımızı sosyal medyayı bilinçsiz kullandırarak hangi dünyanın hâkimi olacağımızı zannediyoruz. Eskiden silahların konuştuğu dünyada bugün teknolojinin hüküm sürdüğü diyarlardayız. Ve biz bu diyarın ne zaman farkına varacağız? Bu ve bunun gibi daha kendisini ifade etmekte güçlük çeken çocukların günün birinde atomu parçalayacağına mı inanıyoruz? Güldürmeyin beni 🙂

-Son olarak

Vatan uğruna kısıtlı imkânlarla bir şeyler yapmaya(başarmaya) çalışıp, kamera karşısında değil de işin arka planında kalarak bu bayrağa hizmet eden o kadar insanlar varken. Dört bir yanımızın düşmanlarla dolduğu, ülkemizin ise –bizim- buluşlarımıza ve çalışmalarımıza ihtiyacı varken, bu insanların kamera karşısında birbirlerine ahmakça şakalar yapmasını, izlenilmesini(!), popüler olmasını, hatta ve hatta para kazanmasını anlayamıyorum…

Ülkenin yarası komedyen yarası YouTuber olmuş… Lakin unutmayalım, yıllar sonra bu profiller ölü insanların günlükleri olarak kalacaklar.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here